efendisiz

ben ve düşündüğüm her şey hakkında. 1283 içimizde; sosyal mesaj reloaded.

opel vectra c 1.6 comfort test (notchback)

Opel Vectra C 1.6 comfort notchback–

Üretim yılı : 2004
Motor hacmi : 1.6 litre
Güç : 100 hp
Tork : 150nm
Ağırlık: 1285kg

2. el aracın elimize ulaştığı km: 25.800 km

Ek maliyetler :
Xenon h7 set : 300 ytl
Stefanelli lpg uygulaması: 1600 ytl

Yakıt tüketimi benzin: şehir için 10-12 litre/100km benzin
Yakıt tüketimi lpg :

Artılar:
İşçilik kalitesi/kalite hissi
Yol konforu
Sessiz çalışan süspansiyon sistemi
İyi çalışan fren sistemi ve devreye geç giren abs.
Tatminkar ses sistemi ve cd çalar

Eksiler:
Vasata yakın yol tutuş
Dar yükleme alanı
Yakıt tüketimi
Motor özelliklerine göre Yetersiz motor özellikleri (güç)
Buğulanma
fan ayar hızı, sonsuz dişli dimeri belirli bir zaman sonra hasasiyetini yitirip çeşitli sorunlar yaşatabiliyor.

22 Mayıs, 2008 Yazan: efendisiz | otomobil | | Henüz Yorum Yok

blog’la alakasız istekler

1- Körfez’e yerleşip bankacılık yapayım artık, işe motorla gidip geleyip, domatesimi, biberimi kendim yetiştireyim.
2- Sevenler ayrılmasın.
3- Hadise; Eurovision’da Türkiye’yi temsil etsin.
4-Artık savaş olmasın.
5-motosikletim olsun, hayat bayram olsun.
6-arabam otomatik vites olsun.
7-Bok gibi param olsun herkesi ihya edeyim.
8-Potansiyel eşime istediği arabayı doğumgünü hediyesi yapayım.
9-sigara 10 milyon olsun. Herkes sigarayı bıraksın. Kapalı ortamlarda sigara içilmesin.
10-Kimse kilo almasın hasta olmasın.
11-Türk malı haftası kutlamalarla yapılsın. Daha çok markamız olsun. Bizim olsun. Türk malı kullanmak teşvik edilsin Vergisi indirilsin.
12- Enflasyon oranları adam gibi hesaplansın: ne o öyle raptiye mi konu o listeye; her gün raptiye tüketen bir toplum muyuz biz?
13- Ehliyet almak avrupa standartları üstünde olsun, ayar verelim onlara.
14-Dolmuşlar otomatik vites olsun. Sinyal kollarını şöförler götlerin soksunlar; zira kullanmıyorlar.
15- Parayı ellediği eliyle simit uzatan gevrekçinin dükkanı kapatılsın.
16-Golden Retriever’ım olsun.
17-Nihat Genç ağlamasın. Fethullah Gülen bu işleri bıraksın!
18-Baykal Chp’den ayrılsın.
19- Çin Malları yasaklansın.
20- Var mısın yok musun? programında her yarışmacı 500 milyar alsın. Kimse Kasmasın abarttım sanki
21- Herkes işini adam gibi yapsın.
22- Türkçe dil bilgisi eğitimi belirleyici kriter olsun. -de nin, nasıl kullanılacağını bilemeyen angutlar var halen.
23- Motosiklet Teşvik edilsin.
24- Kimse kimseyi sıkıştırmasın trafikte.
25- erkekler öküz, kızlar kütük olmasın.
26- Bütün Belediye başkanları Yılmaz Büyükerşen’den, şehircilik konusunda ders alsın.
27-Nüfuz Cüzdanındaki din hanesi kaldırılsın,
28-Organ Bağışı teşvik edilsin. (hastahane masraflarında indirim ve benzeri.)
29-Dava açmadan isim değişikliği hakkı verilsin.
30-öldükten sonra kıçımıza pamuk sokmasınlar
31-Kredi kartlarına ödeyemiyorum özelliği gelsin, borç hemen kredilendirilip bireysel ihtiyaç kredisine çevrilsin.
32-Nakit Kart kullanılsın, Nakit kartla kredi kartı gibi taksitli alış-veriş yapabilelim.
33-Doğal hayata geçelim.
34-Keygen müzik .mid olsun mp3 olsun.
35- Orjinal müzik cd’leri 2 ytl olsun tamam 3 ytl de olur. Herkes orjinal cd alsın korsanların diğer gözü de kör olsun.
36- Aldatan eski sevgililerle hiç karşılaşılmasın. Eski sevgiliyi beyinden silmek için komut yazılsın. aşk acısı çekmeyelim.
37- Türkiye Cumhuriyeti “Tam Bağımsız, Sosyal ve hukuk devleti olsun. olsun ama öyle Yazıldığı gibi kalmasın.
38- Polisler üniversite mezunu olsun aşağısı olmasın.
39- emeklilik yaşı 55 olsun.
40- Tek tuşa basarak format atabilelim. önemli programlar ve codecler tekrar otomatikman yüklensin.
41- Eğitime, bütçeden ayrılan pay arttırılsın. Yeter artık yahu
42- Özel dershanecilik diye bir şey olmasın. Herkes adam gibi ders anlatsın.
43- 1 gün 36 saat olsun.
44- Nefise Karatay eşim olsun.
45- eğitim şart olsun ama parasız olsun.
46- Beşiktaş şampiyon olsun.
47- Tüm stadlar tel örgüsüz olsun. kimse taşkınlık çıkarmasın. biramızı alıp maç izleyelim.
48- Her sabah 05:54′de alarmı kurmadan uyanayım. Matrix olsun.

22 Mayıs, 2008 Yazan: efendisiz | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Yeni bir siyasi oluşum “Ulusal Parti” nasıl olmalı?

Yıldızlar Kadrosu

Elbette ki mevcut sistem; “seçilmiş” lerin onaylanmasını öngörür.
Mevcut sistemin aksine; oy pusulasında siyasi parti önceliği yerine;
bulunan seçim bölgesindeki Milletvekili ve altında bağlı olduğu siyasi parti oylanmalı
örnek vermek gerekirse
Turhan Çömez “ulusal parti”
Yiğit Bulut “ulusal parti”
Abdüllatif Şener

Yani kıssadan hisse; vatandaş kendine yakışan millet vekilini en başından kendisi seçebilmeli.

Yeni bir “ulusal”siyasi oluşum nasıl olmalı?
Yıldızlar karması:
Kurulmasını düşlediğim x partisi’nin; Türkiye’de bulunan en siyasi iradeye sahip kadro olmasını dilemekteyim.
Öyle bir kadro kurulmalı ki insanlarlar partiye ya da mevcut sistemdeki seçilmiş milletvekilleri adaylarını onaylamak yerine; doğrudan o görüşlerini doğru buldukları, inandıkları milletvekili adayına oy vermeliler.

Öncelikle bilmemiz gereken şey; kurulacak olan siyasi partinin milletvekili adayları parti siyasi başkanı tarafından seçilmemelidir. Siyasi parti genel başkanı; halkın seçmiş olduğu milletvekili adaylarının onaylamalıdır!
Milletvekili adayları; bağlı oldukları bölgenin oylamasıyla listelere girmelidir. Yani geniş katılımlı bir milletvekili adaylığı seçimi gerçekleştirilmeli.
Örneğin ben; eğer Turhan Çömez’i “x” partisinde bağlı olduğum bölgenin milletvekili olarak görmek istiyorsam ona oy vermeliyim. Siyasi partiden öte; doğru seçilmiş bir milletvekiliği adaylıklarının getirdiği bir siyasi parti olmalı mecliste.

Diyelim ki süper bir kadro ile iktidar oldunuz. Herkes vatan için, halk için çalışıyor artık siyasi iktidarınızda.

Şimdi yapmanız gereken:

Dokunulmazlıkların kaldırılması.
Siyasi partiler yasasının değiştirilmesi.
Vergi ve maliye politikalarının tekrar belirlenmesi.
Sıcak para politikalarından vazgeçilmesi.
Avrupa birliği ile ilişkilerde net ve kesin bir siyasi duruş.
Gümrük Birliği’nin askıya alınması.
Mazottaki verginin indirilmesi, ve mazot fiyatlarının geriye çekilmesi.
Yakıt fiyatlarında ve üzerinde bulunan vergilerde düzenleme. (Kademeli olarak vergilerin indirilimesi)
Turizmi ayağa kaldıracak devlet politikalarının güdülmesi.
Sanayi yatırımlarının teşvik edilmesi.
Ulusal eğitim politikasılarının gözden geçirlmesi ve eğitim sisteminin güncelleştirilmesi.
Köy Enstitülerinin Yeniden kurulması

Elbette ki gümrük birliğini askıya alma hamlesi zamanlama açısından çok önemli bir duruştur. Eğer ki stabiliteyi sağlamadan bunu uygulayacak olursak ekonomimiz sekteye uğrayabilir.
İyi bir siyaset; doğru zamanda doğru hamleleri gerçekleştirerek olur.

22 Mayıs, 2008 Yazan: efendisiz | politika | | Henüz Yorum Yok

Ne oldu Tuncay?

Geçtiğimiz haftasonunda yapılan Chp nin 32. olağan kurultayı Baykal’ın değişmez üstünlüğü ile sonuçlandı. Her şey bir yana; Tuncay Özkan’ın “Chp değişmezse; kendini yenilemezse yeni parti kurarım.” Sözü akıllarda kaldı.

Ne oldu Tuncay?

Anlaşılan o ki; Tuncay Özkan’ın yeni bir Ulusal Parti kurma hevesi şu an için askıya alındı.
Baykal ile Tuncay Özkan arasında ne gibi bir görüşme gerçekleşti mi bilinmez ama tahmin etmek de hiç zor değil.

Anlaşılan o ki;
Baykal; Tuncay Özkan ile aralarında Chp’nin mevcut oy potansiyelinin kaybolmaması ve oylarının bölünmemesi arasında mütabık kaldılar….

Haklılardı belki de.
Şimdi tekrar düşününce sakin kafayla.
%12 lerde oy alan Baykal’lı CHP ve %13 lerde oy alan Tuncay Özkan’lı bir ULUSAL PARTİ ülkeye ne getirebilirdi?
Hiç bir şey getirmezdi büyük ihtimalle.
Kemikleşmiş %20-21 lik bir oy potansiyelini geliştirerek iktidar olma yolunda ciddi bir sınav vermek daha akıllıcaydı.

Evet haklılardı.
Oylar bölünmemeliydi ama CHP nin de mevcut anlaşıyı revizyona girmeliydi. Belki de Tuncay Özkan sırf bu yüzden Baykal’la görüşüp ortak bir akıl birliğine vardılar.

Tuncay Özkan da buna karşılık; Chp’de yerini almak için kollarını sıvadı…

Ve gerçekleşen kurultayın sonunda; Tuncay Özkan’dan inciler teker teter döküldü…

Evet
“Karşımızda Pazartesi gününden itibaren daha yeni bir CHP olacak.”
Dedi ve aralarındaki anlaşmaya bağlı olarak.
PM’deki Listesinin %50 si değişti.
Daha fazla yenilik ve gelişmeleri de Kanalturk ekranlarında takip edebileceğiz…

Evet belki de mantıklıydı.
Şu an için gözüken ve benim de daha önceki yazılarımda
“Yeni Bir Ulusal Parti nasıl olmalı?” Başlıklı yazımda da değindiğim çeşitli gelişmeler de gözlemlenecektir yakında…

Hadi bakalım hayırlısı.

Yenilenen; o eski hantal yapısından, gerontokrasisinden sıyrılmaya çalışan Chp’de köklü değişiklikler olacağının göztergeleri belli oldu..

Ne diyelim.
Durmak yok, yola devam…

efendisiz

22 Mayıs, 2008 Yazan: efendisiz | politika | | Henüz Yorum Yok

1 Mayıs 2008 İstanbul Meydan Muharebesi

1 Mayıs’ın ardından tam 3 gün geçti.

Neler oldu peki?

Bir gazeteci, polis saldırısı sonucunda kolu kırıldı. http://www.ntvmsnbc.com.tr/news/444924.asp
Sadece çekim yapmak amacıyla orada olan kameran kardeşlerimin, abilerimin kameraları kırıldı.
Olayla uzaktan yakından hiç bir alakası olmayan bir turisti polis tartakladı.
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=139100
Şişli Etfal Hastanesi’ne gaz bombası atıldı.
Hastanedeki hastalar, çocuklar ve hasta yakınları olaydan bihaber zarar gördü.
Sadece görevini yapmak isteyen sağlık görevlisi (görevini bilmiyorum) polisin tartaklamasına maruz kaldı.
Bilirsiniz ki savaş hukukunda bile; hastaneler bombalanmaz.
Vali ne demişti? “Bomba elinden düştü.” http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Vali_Elinden_dustu_demisti_176284_1&tarih=03.05.2008&Newsid=176284&Categoryid=1
Hayır kardeşim bomba düşmedi, bomba atıldı.

Bunun dışında;
“Cihangir’de çay bahçesinde oturanlar polisin attığı gazdan etkilendi. Gazdan etkilenen Erler Film’de sanat yönetmeni yardımcısı olarak çalışan Erhan Tural, yüzünü limonla temizlerken bir polis, “Sen limonla korunmayı nereden öğrendin” diyerek, coplamaya başladı. Kız arkadaşının yanında neye uğradığını şaşıran Tural, etraftakilerin uyarısıyla polisin elinden zor kurtuldu. Gazdan etkilenenler arasında sanatçı Yavuz Bingöl de vardı.” http://www18.gazetevatan.com/fotogaleri/resim.asp?kat=3273&page_number=4

Olaylar büyüdü de büyüdü. http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Erkan_Erkan_daha_cok_su_bassana_176213_1&tarih=04.05.2008&Newsid=176213&Categoryid=1

Peki yurtdışında 1 Mayıs nasıl geçti?
En basitinden Almanya’da 1 Mayıs işçi bayramıyla görevlendirilmiş polisler, sıkıntıdan kağıt oynadılar.
Sarkozy de Elysee Sarayı’nda 1 Mayıs nedeniyle bir resepsiyon verdi.

….
liste bu şekilde uzayıp gider.

Ne oldu?

Daha 1 Mayıs öncesinde zaten ipler gerildi.
“Orantılı şiddet.” kullanılacağı baştan belirtildi. (evet x’e beş verilerek orantılanmış bir şiddetti hem de.)
Başbakan; “Ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar” diyerek yangına körükle gitmiş oldu.
Taksim’i açmayarak bu süreç tırmandırıldı.

Peki ne olmalıydı?

Aslına bakacak olursak; mevcut iktidar resmen kendi aleyhine iş yapmış oldu.
Toplumun stresini almak yerine, 1 Mayıs öncesi kutuplaşma yaratarak, belki de mevcut oy potansiyelinin hatrısayılır bir bölümünün ciddi bir şekilde tepkisini çekti.

Toplumun gazı alınmalıydı, Taksim açılmalı ve geniş çaplı “güvenlik önlemleri alınmalıydı”
Toplumun gazı alınmalıydı ki bayramı kutlamak isteyenler Eylem yapma girişiminde bulunmasın.
Sen, 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenleri, ayak sınıfı olarak dışlarsan, toplumsal uzlaşıyı gözönünde bulundurmazsan, elbette ki işçi sınıfı böyle kudurtursun.

Taksim açılmalıydı, Kanlı 1 Mayıs’ın (1977) ötesinde bir kutlama yapılmalıydı.
Polis, 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen işçileri değil, 1 Mayıs’ı fırsat bilip provakate etmek isteyen provakatörlere “orantılı güç” kullanabilseydi.
Diğer tüm Avrupa ülkeleri gibi, normal, sıradan bir bayram gibi kutlanabilseydi ne olurdu?

Şüphesiz, iktidarın, o kapısında çok beklediği Avrupa Birliği’ne bu rezil bir tablo göstermiş olmazdık.
Mevcut iktidar da bu yaklaşımın ve sağduyunun meyvesini alırdı.
Ama olmadı olamadı.
1 Mayıs yine olaylı bitti.
Sadece Türkiye’de yaşanabilecek olaylar listesine not düşüldü.

Ve bir kez daha; siyasette politik ve sosyolojik tutumlar konusunda iktidar sınıfta kaldı…

Ne diyelim, “durmak yok yola devam.”

efendisiz

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=1_Mayis_gergin_basladi_176051_1&tarih=04.05.2008&Newsid=176051&Categoryid=1

Erdoğan’ın 1 Mayıs’ta yaptığı 10 HATA

Vali Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın katkılarını akılda tutmakla birlikte 1 Mayıs günü İstanbul’da yaşanan tatsızlıkların bir numaralı sorumlusunun Başbakan Erdoğan olduğunu düşünüyorum. Peki Erdoğan neden böyle vahim bir hata yaptı? Açıklamaya çalışmak istiyorum:

1 Erdoğan iyice bunalmış durumda

Kapatma davası açıldığından beri Erdoğan ve kurmayları çıkış yolu/yolları bulabilmek için uğraşıyorlar. Ancak bir türlü somut, uygulanabilir ve çözüm üretebilecek bir formül bulabilmiş değiller. Bu nedenle çok daha kolay ve etkili hatalar yapabiliyorlar.

2 Erdoğan olayın ciddiyetini kavramadı

Başbakan “Ayaklar baş olursa…” sözünün doğurduğu yoğun tepki üzerine birazcık kafa yormuş olsa 1 Mayıs’ın ne kadar ciddi bir konu olduğunu kavrayabilir ve doğabilecek sorunları öngörebilirdi. Kuru bir yazılı açıklamayla yetinmiş olması işin vahametini anlamadığını gösterdi.

3 Sendikalar arası farklılıkları kullanmanın yeteceğini sandı

Hak-İş’in baştan çark etmesi ve Türk-İş’in sonradan yan çizeceğinin belli olması Başbakan’a aşırı bir güven verdi. DİSK ve KESK’in tek başlarına bir şey yapamayacağını sandı.

4 Solun gücünü küçümsedi

DİSK ve KESK’ten çekinmeyen Başbakan, solu da ciddi bir siyasal ve toplumsal aktör olarak görmedi. Çünkü Erdoğan “duvarlarla birlikte sol da yıkıldı” diye düşünenler arasında yer alıyor. Üstelik, her ne kadar İslamcı hareketten gelse ve solun birçok yöntem ve argümanını kullansa da, genlerinde sağcılık var. Buna bağlı olarak sol, işçi hareketi vb. söz konusu olduğu zaman Soğuk Savaş refleksleriyle hareket ediyor.

5 1 Mayıs ve Taksim’in önemini anlayamadı

Sola küçümseyerek ve sağcı bir perspektiften baktığı için ne 1 Mayıs’a, ne de onu Taksim Meydanı’nda kutlamaya atfedilen sembolik önemi anlamadı. “Biz bile parti olarak Taksim’i istemiyoruz” gibi bir gerekçeye başvuruyor olması bunun basit bir kanıtıdır. Taksim’i vermeme inadının, “derin devlet” ile mücadele ettiği iddiasına güçlü bir şekilde gölge düşürmüş olduğunu da göremedi.

6 Yakın çevresine kulak asmadı

Bilidiğim kadarıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Çalışma Bakanı Faruk Çelik başta olmak üzere çok sayıda bakan, milletvekili ve parti yöneticisi Taksim’in verilmesine sıcak baktılar. Hatta bazıları kendi aralarında “biz de katılalım” bile diyebildi. Ama AKP’nin “tek adamı” olan Başbakan bu yaklaşımlara itibar etmedi, hatta ısrar edenleri azarladı.

7 DİSK ve KESK’e şüpheyle baktı

AKP çevrelerinde savayla birlikte herkese “ya bizimlesin, ya darbeci” bakma yaklaşımı Başbakan’a da sirayet etmişe benziyor. DİSK ve KESK’in dertlerinin üzüm yemek değil bağcı dövmek olduğundan ve onların ısrarının ardında bazı siyasi hesapların bulunmasından kuşkulandı.

8 İstihbaratlara fazla güvendi

1977’deki kanlı 1 Mayıs’tan beri devlet her sene “provokasyon ihbarı” bahanesiyle başta Taksim olmak üzere bir dizi yasak getirir. Bu sene de Erdoğan’a bir dizi “sağlam” istihbarat verildiği anlaşılıyor. Halbuki önemli olan ham istihbarat değil analizdir. Başbakan solun, sendikaların vs. durumunu iyi bilen bazı uzmanlara güvenilir analizler sipariş etseydi, önüne serilmiş olan telefon ve ortam dinleme kayıtlarının, ajan bilgilerinin anlamsız olduklarını kestirebilirdi.

9 Mülki amirlere ve güvenlik güçlerine “orantısız” ölçüde güvendi

Başbakan, eğer Vali Güler’in ilk basın toplantısını izlemiş ve buna rağmen onu yakın kontrole almamışsa hataların en büyüğünü yapmış demektir. Çünkü Güler, AB kapısındaki bir Türkiye’nin değil de askeri rejimle yönetilen bir ülkenin valisi gibi vatandaşı korkutup gerilimi tırmandırmaktan başka bir şey yapmadı. Buna bağlı olarak, temel hak ve özgürlüklere ne derece saygılı oldukları konusunda derin kuşkular bulunan polis şefleri ve memurları öyle gaddarca davrandılar ki Hürriyet Gazetesi bile “polis devleti” manşeti atabildi.

10 Erdoğan sendikacıların otoritesini tehdit ettiğini sandı

Erdoğan ve arkadaşlarının, 28 Şubat süreciyle birlikte o ana kadar “beşeri ideoloji” olarak gördükleri demokrasiyi savunmaya başladıklarını yazıp çizen biriyim. Ama her defasında istemenin tek başına demokrat olmaya yetmediğini de vurguluyorum. 1 Mayıs sürecinde Başbakan’ın demokrasiyi tam olarak sindiremediğini ve onun usul ve yöntemlerini tam olarak kavrayamamış olduğunu gördük. Başbakan, daha önce de örneklerini gördüğümüz gibi her eleştiriyi, itirazı ve hak talebini kendine karşı bir komplo olarak görüyor. Erdoğan’ın “Bir başbakandan böyle şeyler istenmez” anlamına gelecek sözler sarf ettiğini duyduk. Yanılıyor, demokrasilerde bir başbakandan her şey istenir ve o başbakan bunların hepsini dinlemek, ciddiye almak, incelemek ve yerine getirmenin şartlarını zorlamak zorundadır. Bir başbakanın bir talebi yerine getirmesi için onu benimsemesi asla gerekmez. Yani hayatında hiç 1 Mayıs’a gitmemiş ve gitmeyecek olması, Erdoğan’a 1 Mayıs’la ilgili talepleri geçiştirme hakkı vermez. Aksi takdirde “sadece kendine demokrat” damgasını yer ki sonuçta böyle oldu.

Ruşen Çakır

22 Mayıs, 2008 Yazan: efendisiz | politika | | Henüz Yorum Yok

yeni başlayanlar için otomobil

*lastiklerinize her zaman özen gösterin, park ederken lastikleri kaldırıma sürttürmeyin. eğer otomobili kullandığınız yollar

temiz ve çukursuz ise yumuşak hamurlu lastikler tercih edin.

*çukura girmeden önce frene basın, çukura girerken basılan fren ön düzeneğin ayarlarını bozar, amortisörlere zarar verir.

*otomobile rahat bir şekilde oturun, kadınlar topuklu ayakkabı giymeyin.

*emniyet kemeri kullanmayı alışkanlık haline getirin, unutmayın ki hiç bir şey canınız ve sevdikleriniz kadar önemli değildir.

emniyet kemeri sıkıyorsa emniyet kemeri mandalı kullanarak en azından şehir içi trafiğinde rahat edersiniz.

*aracınızı temiz tutun, çamur motorun ve saç aksamının en büyük düşmanıdır. ilaçlı motor yıkama yaptırın.

*araca binmeden önce, evham, panik, stress, ani sinirlenme gibi duygularınızı bagaja koyun. asla başka bir sürücünün yaptığı

saçmalıklara sinirlenmeyin. bu dikkatinizi köreltir.

*araçla yola çıkığınızda kapıları kilitleyin, kırmızı ışıkta camları açmayın, aracın görünen yerlerinde cep telefonu ve çanta

gibi şeyler bırakmayın.

*mümkünse araç camlarına güvenlik filmi taktırın, bu size karşı yapılan buji ve taş benzeri cisimlerle camlarınızı kırmak

isteyen safralardan bir nebze korur.

*asla yakın takipte bulunmayın. hayat süprizlerle doludur. bir saniyelik dalgınlık hasarlara ve ölümlere neden olabilir.

*aracın teknik durumundan her zaman emin olun. araç için yedek; kısa, park ve fren lambaları bulundurun.

* aracınızı seviyorsanız otomobil süngeri ve otomobil şampuanı dışındaki ürünlerle temizlik yapmayın. otomatik yıkama ve

fırça aracın boyasını inceltip çizer, deterjanla araba yıkanmaz boyaya zarar verir.

*aracı sollamadan önce mutlaka arkanızda akan trafiği, kör noktaları kontrol edin, aracın kıçına girip birden sollamak yerine,
hızlanıp yumuşak hareketlerle şerit değiştirmeniz daha akıl karıdır.

*aracı asla sert kullanmayın, konforu bozar, asabiyet yapar, yakıtı arttırır.

* eğer manuel şanzumanlı araç kullanıyorsanız fren pedalını mümkün olduğunca az kullanmaya özen gösterin, vites küçülterek

yavaşlayın, yakıt tüketiminiz düşer, fren sisteminiz üzülmez.

*direksiyonu 9.15 ve ya 10 u 10 geçe poziyonda kullanmaya alışın. koltuğu evde uzanıyormuş gibi değil mümkün olduğunca dik

kullanın. koltuğa yaslandığınızda omuzlarınız koltuğa yapışıkken bilekleriniz direksiyonun en üst kısmına değmelidir.

*eğer öndeki araç aniden fren yaptıysa, flaşörlerinizi yakıp arkanızdaki trafiği uyarın.

*araç seyir halindeyken ayağınız debriyaj pedalında durmasın, pedal sertleşir, sistemi yorar.

* debriyaj pedalınızı yumuşak kullanın, ani kalkışlardan kaçının, sisteme zarar verir.

*gaz pedalını yumuşak kullanın, fazla yakıt tüketimi benzinin 3 ytl nin üzerinde olduğu bir ülkede lükstür.

* kısa mesafeler için araç kullanmayın, (motor çalışma sıcaklığına ulaşamayacağında, fazla yakıt tüketir)

* yayalara saygı gösterin, onlara yol verin, yağmurlu havalarda daha dikkatli olun.

* sileceklerinizi 6 ayda bir değiştirin, silecek suyu için camsil benzeri ürünler kullanabilirsiniz.

* naylondan yapılmış araç brandası kullanmayın, terleme yapar, boyaya zarar verir. yatak çarşafı bile daha çok işe yarar

* 4-5 depo yakıtta bir, yakıt temizleyici ürünler kullanın.

* kapı kollarındaki tırnak çizikleri için pasta kullanın, bu sorunu çözer, aracın tamamını pastalamaktan kaçının, elle yapılan

cilalama işlemleri, makinayla yapılanlar kadar iyi sonuç vermez.

*gece sürüşlerinde karşıdan akan trafik olmadığı sürece uzunları yakın, hayat süprizlerle doludur.

*sis lambalarını, sisli, karlı ve yağışlı havalarda kullanın, gereksiz artistlik yapmayın.

kaynak : tecrübe

10 Ağustos, 2007 Yazan: efendisiz | otomobil, yeni başlayanlar için | | Henüz Yorum Yok

Adam olmak

adam olmak

çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana

düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
ikisini de vermeyebilirsen değer
söylediğin gerçeği büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
koyulabilirsen işe yeniden
döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktaya
sen dayanabilirsen tek

herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitemezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir
üstelik oğlum

adam oldun demektir.

Rudyard Kipling
çeviren: Bülent Ecevit

10 Ağustos, 2007 Yazan: efendisiz | adam olmak | | Henüz Yorum Yok

efendisiz / anarşist

Efendisiz/anarşist

cesur adamdır,sahte değildir ,istesede olamaz zaten

kendisidir o kadarki bazen diğerleri tarafında hasta olarak nitelendirilir

Ateistlere sövülenlerin yanında Ateist dine sövenlerin yanında dindar Komünizme sövenlerin yanında Komünist dir.

İktidarı sevmez (iktidarlarda onu) bu yüzden ne musaya yaranır ne isaya

İktidarın hükümetleri ele geçirmede değil gündelik yaşamda ilişkilerde duruşlarda davranışlarda olduğuna inanır

Ele geçirilemediği için nefret edilen uzak durulan birazda korkulandır

Anarşist dürüst adamdır

%100 bilinçle doludur

Herşeyi hemen kabul etmemelerinden dolayı Bilim Adamları -özellikle- fizikçilerde taraftarı boldur.

Anarşist kendiyle barışıktır sürüden ayrı

Yalnızdır

Niceliğe değil niteliğe bakar

Bu yüzdendir kalabalıkların(sürü) seçim sistemini kabul etmez

sakindir

Fakat kendisine bulaşıldığında hiç bir tsunaminin bedenini aştığı görülmemiştir.

privatesozluk.com adresinden alıntıdır.

10 Ağustos, 2007 Yazan: efendisiz | efendisiz | | Henüz Yorum Yok

Yeni başlayanlar için dizel otomobil

yeni nesil dizel araçların tamamına yakını turbo beslemelidir.

o yüzden turbo beslemeli tüm araçlar gibi uzun süre çalışan devir çeviren motor direkt olarak kapatılmamalı; rolanti devrinde belli bir süre çalışır vaziyette tutulmalıdır. nedeni: turbo sistemini (salyangoz şeklindedir) de bulunan pervanelerin zarar görmesi, yağlama sisteminin çalışmaması.zırt pırt kapatılıp açılmaz dizel araçlar.

2.sabahları ise; kızdırma lambasının sönmesini beklenmelidir. aracın motoru ideal çalışma sıcaklığına gelinceye kadar sıkıştırılmamalıdır. dizel araç ısındıkça açılır.

3.dizel yakıt mutlaka güvenilir yerden alınmalı, kötü yakttan kaynaklanan sorunlar benzinli araçlara göre oldukça pahalıya malolur.

4.doğru devir aralığında kullanma: motorun ecu suna göre ideal çalışma aralığı dizel araçlarda 2000 ile 4000 devir/dakikadır. aracı genelen maksimum torku verdiği devirin üstünde kullanmak daha sağlıklıdır. (sadece dizel araçlarda)

5. yağ, filtreler kesinlikle doğru zamanda değiştirilmeli, kesinlikle servis zamanı geçirilmemelidir. (performans kaybı-yakıt tüketimin fazlalaşması)

6.dizel motorlu araçlar ısınmak için daha fazla süreye ihtiyaç duyabilirler ve bu süre zarfında sürüş biraz sarsıntılı olabilir.

7. özellikle karlı ve buzlu zeminde aracı hareket ettirmek için, sadece debriyaj (yapamayanlar hafifce gaza dokunabilirler) kullanarak kalklış yapılabilir. işin özü karlı buzlu yolda, turbo sisteminin sağladığı yüksek torku kullanmadan aracı kaldırmaktır. yoksa aniden patinaja düşersiniz.

kaynak: tecrübe

ayrıca : edindiğim bilgi birikimi ve tecrübelerime dayanarak; küçük hacimli (1.3 / 1.4 / 1.5 litre dizel motorlu ) dizel otomobilleri tavsiye etmemekteyim. Ufak silindir hacmine sahip olan bu motorlar; ülkemizde kullanılan ve tüketilen dizel yakıtının avrupa standartlarında olmaması ( eurodizel de hikayedir bkz: seyreltilmiş dizel yakıt) sebebiyle, daha çabuk kurum bağlama dediğimiz , enjektör sistemi problemlerine neden olmaktadır. Enjektör pompası değişimi ve parça maliyetleri oldukça yüksek olduğundan daha büyük hacimli dizel motorlu otomobilleri
tercih etmenizi öneriyorum.

Benden söylemesi.

10 Ağustos, 2007 Yazan: efendisiz | otomobil | | Henüz Yorum Yok

Dilem

 Sanırım en fazla bu kadar sevebilirdim. Sokaklar ıssızdı üşüyordum. yürüyordum olanca çaresizliğimde. düşünüyordum ki; o zamanlar düşünmekten başka yapacak bir şeyim yoktu… senin kalbinde hayat buldum ilkin; ben mutlu olmayı sadece senden öğrendim. ki herkes âşıktı o zamanlar, oysa ben hiç aşık olmadım sevgili; sana hissettiğim tutkuydu sadece, eğer dileseydim tanrı dan ancak senin kadar içime sinen bir insan karşıma çıkarabilirdi ancak, ben ancak senin kadar * biriyle mutlu olabilirdim sadece. sen bana geldiğinde; sana tutkuyla bağlanabilecek kadar genç, yeni maceralar aramayacak kadar sadık ve yaşlıydım o zamanlar. hayatta hiç birşeyi seni sevdiğim kadar sevmedim, benimsemedim kimseyi senin kadar. bana “peki bey” dediğin anı 740 gündür hatırlıyorum. gidişini hiç hatırlamak istemiyorum. gittiğin gün bile sana; hayatım boyunca kimseye yaptırmadığım kadar güzel olan kar beyazı kaplama kağıtlı, kan kırmızısı gülleri sana sunduğumda, bir bebeğin olmuş kadar sevindiğin için belki de unutamadım seni. ama inan; inan, hiç ama hiç bir şey senin yokluğun kadar zor ve dayanılmaz olmadı. tekila şişesini miğdeme indirişimi, saatlerce içimin sızlamasını. her sabah ağlayarak uyanacak kadar, hiç bir zaman küçülmemiştim ve çaresiz hissetmemiştim kendimi. sen; nasıl giderdin? nasıl böyle tutku dolu bir insanı sevdiğin halde bırakabildiğini hayatımın hiç bir evresinde hazmedemeyeceğim. sen gittin, ömrümden ömür gitti. toparlanmaya çalıştım ama , elimden hiç bir şey gelmedi inan, o hastane köşesinde her bebeği gördüğümde sızlamam, ağlamam, (utancımdan güneş gözlüğü bile taktığımı hatırlarım.) inan hiç bir şey senin yokluğundan daha acı verici değildi. ki hala değil soracak olursan. affet beni bir tanem. ben hayatımda senden başkasını kendime layık görmedim. ve inan hep; seni, bana “peki bey” deyişinle ve gözlerinin içindeki gülümsemeyle hatırlayacağım. umarım sen de bundan sonra seni sevenleri aldatmazsın, umarım bunu benden başka kimseye yapmazsın… çünkü ben seni; sakat kalsan da, kolunu, bacağını kaybetsen de bırakmayacak kadar çok sevecek ve yine de seninle evlenmekten vazgeçmeyecek kadar çok seviyordum. senin yaşaman için organlarımı, bir saniye tereddüt etmeden bağışlayacak kadar çok sevdim. biliyor musun? herkes hala aşık. hala sözde aşıklar; birkaç aylık her ilişkide olduğu gibi basitçe. senden sonra bir çok kadın bana yaklaşmak istedi, yakışıklılığıma vurulup. ama kimse senin kadar içten olmadı bana, senin kadar sevgisini gösteremedi. kimse senin kadar sevemiyor ya hala; işte ben buna yanıyorum.. bana cenneti yaşattığın için sana minnettarım. şimdi bana düşen; … sevgiler eski sevgilin.

9 Ağustos, 2007 Yazan: efendisiz | ideal kadın, kadın, kadın dediğin | | Henüz Yorum Yok