yeni başlayan hödükler için msn, ve görgü kuralları volume 1
insan olanların okumasına gerek yoktur, onlar zaten kendiliğinden uyuyorlar
1.msn de karşıdaki insanla sohbete titreşim göndererek başlanmamalıdır.Bu davranış karşı tarafı sinir etmekten başka bir şey değildir.
2.her heceye, kelimeye smiley kullanmayın; msn penceresini pavyona çevirmeyin.
3.meşgul, dışarda, yemekte, aramada gibi durumda ise boşuna kasıp ileti göndermeyiniz, belli ki işi var; gece saatlerinde meşgule almak gürültüyü kesmek içindir, o zaman bir şansınız olabilir.
4.ayrıca kişisel ileti bölümün bokunu çıkartıp her yediğiniz haltı yazmayın; “ben yazıyor muyum bugün bunla yattım diye?”
not: ayrıca msn de bebek resmi kullanıyorsanız; bana bulaşmayın, ikinci iletinizde silerim. Çocuklardan soğuttunuz adamı, her kızın msn’inde bebek görmekten bıktım, allahsızlar.
ADAM OLUN ADAM
Aforizmalar
nasıl biri olduğunu merak ediyorsan arkadaşlarına bak.
life is nothin’ without love.
dürüstlüğümden vazgeçmektense; yalnız kalmayı tercih ederim.
ruhu fahişe olana prangalar taksan ne yazar gider gardiyana verir.
herkesin yediği; senin değildir.
kadının şerrinden şeytana sığınırım.
bir şiir yazmaktan daha güzel olan bir şey varsa; o da, o şiiri yaşamaktır. şiiri yaşatan ne yüce insandır.
o hıyardan cacık olmaz.
içindeki eşyaların pahalı değil değerli olduğu evleri özledim. tıpkı, insanların yapmacık değil; doğal ve içten olanları gibi.
Herkes kendini “normal” sanıyor, oysa normal değiller sıradanlar.
Motorcu olmak, motor olmaktan kat be kat iyidir.
Kardanadam olur, kaşardan adam olmaz.
Güzellik yetmez. Salt karakter de yetmez. Her ikisi de mevcut olsa bile; yani o doğru kişi olsa bile doğru zamanda ve doğru yerde olmalı.
film gibi
internetten kitap sipariş etmişim uzun zaman önce. her zaman yattığım, yere yakın yatakta yüzü koyun yatıp yere bakar halde uyanıyorum. bir bakıyorum tam gözümün dibinde yeni gelmiş kitaplar. yanlız gelen kitaplar 15 tane, ne zaman sipariş ettiğimi hatırlamıyorum. 2 tanesi poşetin içinde diğerleri kutunun içinde gelmiş. kıllanıyorum, doğrulup kitapları inceliyorum ne var ne yok diye. poşette olanların biri uğur mumcu diğeri ise bahriye üçok kitabı. kıllanıp duruyorum ama anlam veremiyorum falan. ağzı sıkı bağlanmış. poşetin ucunu açıp balkondan aşağıya atıyorum iki kitabı kitapta bomba varmış, patlıyor 3-4 defa bembeyaz bir duman çıkıyor. ama öldürücü olmadığını, parça tesirli olmadığını anlıyorum bombanın. bunun bir uyarı olduğunu anlıyorum. babam geliyor. “bu kadar uğraşırsan tarikatlarla, kovanlarına çomak sokarsan diğer aydınlar gibi ölürsün.” diyor.
evden çıkıyorum göt korkusundan arabama binemiyorum. “amınnah koyim, bu götler arabaya da bomba koymuşlardır.” deyip yürümeye başlıyorum. sonra “servisten” * otomobil geliyor. “atla arabaya gidiyoruz.” diyor ve yola çıkıyoruz. garip bir askeri binaya giriyoruz. ifade veriyorum, böyle böyle oldu falan diyorum. bana brifing veriyorlar sonra emrime bir motor veriliyor ulaşım için.
tam çıkıyorum motorla; karşımda hatun öyle taş gibin bişey tanıyorum benim sevgilim ama sanki eskisinden daha güzel olmuş falan. atıyorum arkama yola çıkıyoruz. o da servisten zaten *. beni kendi korunağına götürüyor. evin dışı 2 katlı içinden özel bir bölmeden alt kata giriyoruz.
—-spoiler—-
sevişme sahnesi
—spoiler—–
her taraf silah dolu. bir tane smith & wesson air lite ayak bileğim için, bir tane kanas, bir tane uzi bir tane de 14 lü seçiyorum. mermiler, kurşun geçirmez yelek cabası. sanki savaşa gidiyorum aminna koyyiim. o da hazırlanıyor falan.
özel hazırlanmış, dsgli bir audi rs4 e yüklüyoruz ekipmanları. çıkıyoruz yola. yolda sürekli küfrediyorum. hatun kul bir şekilde el silahlarına mermi yüklüyor. takip edilmeye başlıyoruz falan arkamızda zırhlı bir bmw. çıkıyorum sunroofdan ateş ediyorum nafile. kurşun geçiyormiyor falan. arabanın içine girip kayak bölmesinden bagajdaki kanasa ulaşıyorum. arka camı kırıp kanası kurup ateş ediyorum. aynı yerden 3. kes ateş edip tutturduğumda adamı headshotla indiriyorum. takip eden araç takla atıyor falan.
hemen kamu güvenlik teşkilatının merkezine ulaşıp biz geliyoruz bizi alın diyoruz. tamam diyorlar gps den görüyoruz sizi. biraz daha dayanın diyorlar. zar zor içeri atıyoruz kendimizi. komutanlarla toplantıya giriyoruz. “bu olacak iş değil. buna askeri bir direnç göstermek lazım.” diyoruz. darbe kararı alınıyor.
ve uykunun en güzel yerinde anasını sattımın çalar saati yüzünden rüya yarıda kalıyor sayın seyirciler.
Avrupa Birliği Uyum Süreci ve Türkiye
Genel durum imtiyazlı ortaklığı göstermekte.
Her şeyden önce, ab uyum sürecinde; yapılan iyileştirmeleri olumlu buluyorum.
Gönül isterdi ki, hiç bir dış zorlama, baskı yada menfaat altında kalmadan; kendi insanımızın, siyasetçimizin kendi halkının refahı menfaatinde iyileştirilmelere gidilebilseydi. Bu halkda bu güç var hissediyorum. Ama herşey insanın kendisinde başlıyor ne yazıkki.
Bu ülkede hala halkın sağlığını önemsemeyen işletmeler, kuruluşlar var.
Düşünsenize; bu ülkede hala, sterilzasyona önem verilmiyor. Açıkta satılıyor bir çok şey. Oysa ne güzel olurdu, bu güzel halkımın bu güzel insanları, bir şeyleri zorlama altında değil de, doğru olanı o olduğu için yapsalardı.
AB umrumda değil bu şekilde bir yerlere varmamız olanaksız.
İstesek batıdan daha batı olacağımıza eminim. Ama onların zoruyla değil, kendi irademizle olacak bir şey bu.
Herkes kendi işini en iyi şekilde yaparsa, bir şeyler değişir…
diye umuyorum ben.
benim hala umudum var…
——————————————
AB ‘nin Türkiye yi bu kadar zora sokacağı belliydi en başından beri.
Çünkü biz en büyük ve hazmedilmesi en zor lokmayız onlar için. 70-80 milyon nüfusla, hala gerçekleştiremediğimiz iyileştirmelerle kim kimi nereye alabilir ki; sorarım size?
Tamamen şahsi fikrimdir bu sitede yazılanlar.
Bence herşeyden önce AB sürecini bir kenara bırakıp, öncelikle kendi halkımızın refahı ve mutluluğu için çalışmakta yarar var. (kim ne derse desin)
Zaten böyle olduktan sonra biz istemesek de bizim bir çok şeyimize muhtaç olan bir avrupa birliği görme olasılığımız çok yüksek.
Uzmanlar belirtti : 2025 den sonra, avrupa; çok ciddi bir genç nüfus arayışına düşecek.
Ekşi Sözlük ve türevi paylaşım platformları hakkında
Zannediyorum ve siz de takdir edersiniz ki; 80 ihtilali sonrasında üzerinde; bir nevi “baskı kültürü” olarak nitelendirdiğim, tepkisizleştirilmiş toplumun kendini bir şekilde ifade edebilmesi ihtiyacından ortaya çıktığını düşünmekteyim. İnsanların; birebir paylaşamadığı düşüncelerini, fikirlerini sanal ortamda paylaşması da bu yüzdendir.
Önce forum siteleriyle, sonra kişisel günlük; yani blog adı verdiğimiz siteler sayesinde insanlar düşüncelerini, ilgilendikleri şeyleri, acılarını ve sevinçlerini paylaştılar ve sonrasında 99 yılında kurulan ekşi sözlük sitesi ile bir çok yeniden şekle sokuldu. Tamamen kişisel bir site olmadığı için; yani kişisel blog sayfası olmadığı için; kullanıcıların sözlük adı verilen sitelerde çeşitli kurallara uymaları kaçınılmaz bir durumdu.
Birçok sözlük kullanıcısı gibi ben de ekşi sözlük okuyarak ve ekşi sözlük yazarı olamayarak kendime kattıklarımı paylaşma ihtiyacımı çeşitli sitelerde giderdim.
Bir sözlükte bir sene yazarlık yaptıktan sonra, üyesi olduğum sözlüğün sahibi olan kişinin ekşi sözlükte hakkında yazılanları okuduktan sonra ve aynı zamanda bu sözlük oluşumunda yazar olan kadın kullanıcıların kendi beyanlarıyla doğru yerde olmadığımı fark edip; girdiğim entrylerin hepsini teker teker silerek siteden ayrıldım. Duramıyordum; arayış içerisindeydim. Sonrasında başka bir sözlüğe önce yazar oldum, sonraları ise sözlük yönetiminde “gammaz”lıktan (ispitçi) başlayarak moderatörlüğe kadar geldim. Baktım ki sözlük yönetimi istediğim kadar iyi hizmet veremiyor, sözlüğün coder’ı yenileştirme, özgünleştirme ve iyileştirme çabalarında bulunamıyor diye ayrılma kararı aldım. Ve o sözlüğe bir daha uğramadım. İyi arkadaşlarım da oldu, nefret ettiklerim de. Ama size tavsiyem sanal ortamdan arkadaşlar edinmek yerine çıkıp dışarıdaki sosyal hayat içerisinde kendinize bir pencere açmanızdır.
Sanal alem çok eğlencelidir, sürekli öğrenme ve araştırma aşkıyla yanan insanların biricik dostudur. Yalnızların en büyük arkadaşı olarak da nitelendirilebilir. Ama tekrar ve tekrar yineliyorum. Sanal ortamdan gelecek arkadaşlıktan cacık olmama olasılığı çok yüksektir.
Ama her şeyden öte internet siteleri, ve sözlük oluşumları gibi siteler ben de; yani çocukluk yıllarında sahip olmadığım “okuma alışkanlığı” konusunda büyük katkıda bulunmuştur. O yüzdendir ki internet öcüdür, tu kaka bir şeydir diyemem.
Anılarınızı bilgilerinizi paylaşın, kendinizi geliştirin, ama internet bağımlısı olmayın. Her şey bir yana insanı asosyal yapıyor bu meret; bunun da farkında olmanızda yarar var.
efendisiz
Sarışın dedim dikkat ederseniz
Evet, sarışınları sevmediğim doğru; aslında demek istediğim sevmemekten ziyade dikkatimi çok çeken bir tip değildir sarışın kadınlar. Genel Türk erkeği profiline benzememem daha buradan başlıyor işte.
Sarışın kadın bana “soğuk” gelmekte. Neden mi? Şöyle açıklamak gerekirse:
Ben kadında kontrast (renk karşıtlığı) ararım. Garip geldi değil mi? Bir daha ve daha detaylı açıklamak gerekirse; anlatmak istediğim şey, beyaz tende duran sarı saçın bünyemde “aşırı derecede” çekici gelmemesidir. Benim için bir sarışından daha çekici olan; beyaz tende duran siyah ve kumral saçlardır. Belki de bunun bilinçaltımdaki karşılığı; hayatıma giren o ilk ve son “sarışın” kadının beni duygusal anlamda yerden yere vurmasından kaynaklanıyordur. ( Yıllar sonra bu kadar ılımlı bir ifade kullanabileceğime ben bile hayret içerisinde bakıyorum.)
Erkekler ve kadınlar her ne kadar kabullenmek istemeseler de; bir “ideal kadın” ve “ideal erkek” modeli yaratırlar iç dünyalarında. Ki bu yarattıkları kadın ve erkek modelleri de; hayatlarına dâhil olan erkek veya kadınların, bünyeleri tarafında “iyi” olarak nitelendirdiği ortak özelliklerinin toplamı olduğu düşüncesindeyim.
Erkekler ya da kadınlar; her ne kadar kabullenmeseler de, farkında bile olmasalar da bu modelleme yaratıcılığın bir şekilde içindedirler. Takdir edersiniz ki bu modeller tamamen öznel olup, karşılarında görmekten zevk alacakları karakterlere âşık olmayı daha bilinçaltından koşullara bağlamışlardır
efendisiz nedir? efendisizlik nedir? ne değildir?
Kısa ve öz olarak, çeşitli maddelerle açıklamaya çalışacağım sizlere.
Öncelikle kendisi Cumhuriyet çocuğu olarak;
Atatürk ilke ve devrimlerine “sözde değil özde” bağlı olan, bir bireydir.
Sosyal demokratlardan daha demokrat, milliyetçilerden daha milli bilince sahip bir bireydir.
Laik düzeni değiştirmek isteyenlerin, şeriatçıların “ben Atatürk düşmanıyım, suçum bu. Beni Atatürk’ün çocukları yargılayamaz.” Zihniyetindeki insanların düşmanıdır.
Anti- emperyalisttir, tam bağımsız Türkiye’den yanadır.
Türkiye’sinin güzel insanlarının huzur içerisinde yaşamasının taraftarıdır.
Düşünce özgürlüğünün yanındadır.
Doğruları, çatır çatır söyle bilen, yani kral çıplak diyebilen insandır. Ki böylelerini sever zaten.
Amerika karşıtıdır.
Bundan 50 yıl önce olduğu gibi “Devrim Otomobili” gibi harikayı yaratan insanları saygı ve hayranlıkla anarken; Türk Markalarının söz sahibi olduğu bir Türkiye de; ithalata değil ihracata önem veren bir bireydir.
Türkiye’nin sanayi devrimini gerçekleştirememesinden yakınan ve dünya savaşından çıkmış Almanya gibi, ” bir sanayi devrimini kucaklayamamışımıza” yanan bir insandır.
Dürüsttür diyemeyeceğim; çünkü ortada o kadar çok “dürüstüm” diye gezinen var ki bu sözü kullanmak içimden gelmiyor.
Düşünen; hayatı ve olayları sorgulayan insanları sever, “hayatı tahtada” okuyan laylaylomdan başka bir şey bilmeyen insanları sevmez ve onlarla arkadaşlık dostluk kurma taraftarı değildir.
Samimiyetine inanmadığı insanlarla görüşme taraftarı değildir.
Ki onu zaten yakından tanıyabilenler, samimiyetinin oldukça farkındadırlar.
Öylesine; yani laf olsun diye selam vermek ona oldukça tezat bir davranış olduğu için; samimi arkadaşlarıyla hoşça vakit geçirebilirken, samimiyetine inanmadığı bireyler karşısında oldukça soğuk bir tutum sergilediği gözlemlenmiştir. Okumayı oldukça sever.
Öyle alelade kitapları falan değil hani; gerçekten o aralar ilgilendiği, merak ettiği şeyleri öğrenmek için, araştırmak için okur.
Ben bir gün kendimi siyasetin içinde bulursam asla şaşırmayacağıma eminim.
Ha şimdi diyeceksiniz ki bu sensin ve hep iyi yönlerini söylüyorsun.
Doğru
Kötü özelliklerimden bahsetmedim sizlere;
Kimse “benim yoğurdum ekşidir.” Demez zaten
eskiden, yani her şeyin daha güzel ve daha doğal olduğu zamanlar
Bir eski takıntılığı, bir nostalji sevecenliği vardır ki anlatmak için onun hayatında bir yere sahip olmak gerekir.
Eski olan hemen hemen birçok şeyi sever kendileri.
Kuzine ya da maşinga olarak adlandırılan fırınlı sobaları, eski arkadaşlıklarda bulunan samimiyeti, o film gibi aşkları andıran eski aşkları her zaman özlemiştir
Gittikçe dejenere olan nesle hala anlam verememektedir. Yani eskiye olan bu özlem, hem maddi hem de manevi şeyler için geçerlidir.
O öyle bir insandır ki otomobili bile ne kadar zengin olursa olsun 2. el almaktan çekinmez ve gocunmaz.
sevgilinin olmaması
sevmeye değer birini bulamamak… sevmeye değer birinin bulunması halinde; sevginin karşılıklı olmaması. bazen de bir tercihdir zarafetten nasibini almamış, “efendim” yerine “ha” ünlemini kullanan, erkeğinden daha bakımsız, nerde nasıl hareket edeceğini bilmeyen, hayatında gerçek sevgiyi tadmadığı için sevginin değerini bilmeyen, sevmeyi bilmeyen, uzun vadede bir mutluluk değil de günü kurtarmaya çalışan ziyniyetlerin bünyede yaptığı miğde bulantısı yüzünden, aramaya inandıkça dejenere olmuş karakterle yüzleşmek, hani nerde genel kültür? hani nerde saygı diye? yakınıp durmaktır. hele bir de gerçek aşkı tattıysanız,işiniz oldukça güçleşecektir. belki bir çok kişi; o “gerçek aşkı” yaşadığınız kişiyi aradığınızı düşünebilir, ama aradığınız o kişi değildir, o kalitede bir sevgidir, karşılıklı ve içten olan, tüm samimiyetinizle benimseyebileceğiniz, birkaç yılı değil bir ömrü geçirmek isteyebileceğiniz ve “o” nun çocuklarınızın annesi/babası yerine koymaya değer birini bulma ihtiyacı duyarsınız. duyarsınız da; herşey tabiki görüldüğü gibi kolay değildir. çevrenizdeki ilişkiler o kadar kolay ve basit gelir ki; aradığınız sevgilinin bu dünyada hiç yaşamamış olabileceğini bile düşünebilirsiniz. komik nedenler yüzünden kavga edilen, bitirilen ilişkileri görürsünüz yanınızda. gülersiniz. ilişkiyi bu şekilde yaşayıp, kavga eden, hatta ayrılan çiftleri gördükçe, o çiftlerin birkaç hafta öncesinde verdiği sözde ” bağlılık yeminleri” aklına gelir; gülümsersiniz. aşkın da sevginin de çivisi çıkmıştır artık. “böyle olacağına hiç olmasın” dersiniz. çünkü aradığınız sevgi karşılıklı, içten ve samimi olandır. tartışsanız bile her iki tarafın, birbirlerinin sevgilerinden en ufak bile şüphe duymadığı sevgidir. sevgilinin olmaması bir bakıma gerçek sevginin çok az ve nadir bulunan bir nimet olmasından kaynaklıdır. bazen dersiniz; boşver ya hayat kısa, çıkar takılırım, sonra bırakırım, bir çok insanın yaptığı gibi. ama olmaz bünyeniz kaldırmaz, çünkü hem kendinizi hem de karşınıza aldığınız kişiyi bu kadar basitleştirmek bünyenizde olmayan bir olgudur. yapamazsınız. sonraları şöyle bir şey duymaya başlarsınız: “neden sevgilin yok?” – ister istemez ağzınızdan şu buğulu kelimeler dökülür, “+:sevmeye değer hiç kimseyi bulamadım+.” der, susarsınız. ortalık öyle bir sessizliğe bürünür ki, kimse iyi bir temennide bulunmayı aklına bile getirmez. belki de bu şekilde düşünen bir çok bünyenin !:ben de dahil olmak üzere! vardığı genel yargı şudur: sevgilinin olmaması bir bakıma gerçek sevginin çok az ve nadir bulunan bir nimet olmasından kaynaklıdır.
Tanrı Olgusu
tanrı olgusu insanın varolduğu sürece devamlılığını koruyacak bir olgudur.
tanrı; inananlar için her zaman sığınılacak bir liman, çaresiz kalınan zamanlarda bir dayanak ve direnç noktası olmuştur.
dinler ise; sığınılacak bu limana yol gösteren bir nevi haritadır.
ancak tanrı olgusuna sadece sığınmak, sadece çaresiz kalınan zamanlarda yardım dilemek ikiyüzlülüğün daniskasıdır. insanların içlerini tanrı korkusuyla değil tanrı sevgisiyle doldurmadığınız sürece bu olgu sekteye uğrar. eğer böyle bir olguya inanan, ibadet eden bünyelerdenseniz, içinizi tanrı korkusuyla değil, sevgisiyle doldurun. ibadetinizi korkunuzdan değil, sevginizden ve o’nunla bütünleşme aşkından gerçleştirin derim. eğer o’nun varlığına inanıyorsanız, o’ndan bir parça olduğunuzu unutmayın. o’na göre yaşayın.
edit : ha diyeceksiniz ki bu adam kitapsız, allahsız yazarın teki neden böyle şeyler yazıyor.
aklının hiç bir köşesinde tanrının varlığını hissetmemiş, bir bireyim ben tanrıya inanırım demesi kendini kandırmaktan başka bir şey değildir.
içimizde inanç olsa inanırdık değil mi?
(bkz: beni böyle sevin)
tabi
işinize gelirse…
-
Yeni
- opel vectra c 1.6 comfort test (notchback)
- blog’la alakasız istekler
- Yeni bir siyasi oluşum “Ulusal Parti” nasıl olmalı?
- Ne oldu Tuncay?
- 1 Mayıs 2008 İstanbul Meydan Muharebesi
- yeni başlayanlar için otomobil
- Adam olmak
- efendisiz / anarşist
- Yeni başlayanlar için dizel otomobil
- Dilem
- yeni başlayan hödükler için msn, ve görgü kuralları volume 1
- Aforizmalar
-
Bağlantılar
-
Arşiv
- Mayıs 2008 (5)
- Ağustos 2007 (15)
- Temmuz 2007 (2)
- Mayıs 2007 (11)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS